Osman AninVIEW PROFILE →
Türkiye'nin ruh hali alarm veriyor: Antidepresan tüketimi 71 milyon kutuyu aştı
Son on yılda antidepresan kullanımı yüzde 58,5 artarak 71,5 milyon kutuya ulaştı. Uzmanlar özellikle gençlerdeki depresyon ve anksiyete artışına dikkat çekiyor.
Türkiye'nin ruh sağlığı tablosu son yıllarda giderek ağırlaşan bir görünüm çiziyor. Beslenme, obezite ve çevre kirliliği gibi bedensel sağlık konularının gölgesinde kalan ruhsal sorunlar, artık sessiz bir salgın halini almış durumda ve uzmanların yükselttiği alarm zilleri giderek daha çok duyuluyor.
Bu tablonun en somut göstergelerinden biri, antidepresan ilaç kullanımındaki çarpıcı artış. Reçete edilen ilaç miktarındaki yükseliş, toplumun ruhsal olarak ne kadar zorlandığının adeta bir röntgeni niteliğinde ve son on yılın verileri bu konuda oldukça düşündürücü bir tablo ortaya koyuyor.
On yılda rekor artış
Rakamlar durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. 2016 yılında 45 milyon 132 bin kutu olan antidepresan kullanımı, son on yılda yüzde 58,5'lik rekor bir artış gösterdi. Böylece 2025 yılı itibarıyla Türkiye'de tüketilen antidepresan miktarı 71 milyon 527 bin 690 kutuya ulaşmış oldu.
Uluslararası karşılaştırmalar da benzer bir eğilime işaret ediyor. OECD verilerine göre ülkemizde on bir yılda antidepresan kullanımı yüzde 60,55 gibi dikkat çekici bir oranda arttı. Bu durum, sorunun yalnızca yerel değil, ölçülebilir ve süreklilik gösteren bir kamu sağlığı meselesi olduğunu ortaya koyuyor.
Günlük doz bazında bakıldığında da artış nettir. 2010 yılında bin kişiye düşen günlük antidepresan dozu 32,7 iken, bu sayı 2021 yılında 52,5'e yükseldi. Yani sadece toplam kutu sayısı değil, kişi başına düşen kullanım yoğunluğu da belirgin biçimde artmış görünüyor.
Gençlerde tablo daha da endişe verici

Uzmanlar en çok gençlerdeki durumdan endişe duyuyor. Uluslararası araştırmalara göre Türkiye'de ruhsal rahatsızlık yaşayanların oranı yüzde 38'e ulaşırken, bu oran genç yaş grubunda çok daha yüksek seyrediyor ve geleceğin yetişkinleri açısından ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.
Özellikle 18-24 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 43'ü bir ruhsal sorun yaşadığını ifade ediyor. 2025 verilerine göre ise 18-35 yaş grubunun yaklaşık yüzde 46'sı anksiyete, yüzde 38'i de depresyon belirtileri gösteriyor. Bu oranlar, gençlerin omuzlarındaki psikolojik yükün ağırlığını gözler önüne seriyor.
2026 yılında yayımlanan gençlik raporları da bu kötüye gidişi açıkça ortaya koyuyor. Sağlık durumundan memnun olan gençlerin oranı son yıllarda ciddi bir düşüş gösterirken, uykusuzluk, bitkinlik ve mutsuzluk gibi belirtiler giderek daha yaygın hale geliyor ve günlük yaşamın bir parçası olmaya başlıyor.
Sorunun kökeninde ne var?
Peki bu tablonun altında yatan nedenler neler? Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, durumu tek bir sebebe bağlamanın mümkün olmadığını belirterek, stres, gürültü, işsizlik, ekonomik kayıplar ve toplumsal güvensizlik gibi iç içe geçmiş faktörlerin bir arada rol oynadığına dikkat çekiyor.
Bu faktörlerin çoğunun bireysel değil, toplumsal ve ekonomik kaynaklı olması dikkat çekici. Ekonomik belirsizlik ve geleceğe dair kaygılar, özellikle iş hayatına yeni atılan gençlerin ruh sağlığını doğrudan etkileyerek kalıcı bir gerginlik ve tükenmişlik hali yaratabiliyor.
Uzmanlar, antidepresan kullanımındaki artışın bir yönüyle olumlu da okunabileceğini vurguluyor; çünkü bu, insanların artık yardım aramaktan çekinmediği ve ruhsal sorunları görünür kıldığı anlamına da gelebilir. Ancak gereksiz ve kontrolsüz kullanımın kendi başına yeni bir risk oluşturduğu da göz ardı edilmemeli.
Sonuç olarak Türkiye, bedensel sağlık kadar ruhsal sağlığı da öncelikli bir kamu politikası alanı olarak ele almak zorunda. Erişilebilir psikolojik destek hizmetleri, koruyucu ruh sağlığı programları ve toplumsal farkındalığın artırılması, bu sessiz salgının önüne geçmek için atılması gereken en kritik adımlar arasında yer alıyor.






